Bir zamanlar mahalle dediğin sadece evlerin sıralandığı bir sokak değildi. Mahalle, herkesin birbirine göz kulak olduğu, acının da sevincin de ortak yaşandığı kocaman bir yuva gibiydi. O mahallenin kapısı kilitlenmezdi çünkü kimsenin birbirinden korkusu yoktu. Komşu, akraba kadar yakındı. Hatta bazı komşular, akrabadan da öteydi.
Camdan birbirini çağıran çocuk sesleri, üst kata çıkan yemeğin kokusu, yere düşen terliklerin sesi… Hepsi mahallenin ortak melodisiydi. Bir bardak şeker istemek sıradan bir iş değildi, kapıyı aralayan sıcak bir samimiyetti. Çocuklar sokakta büyür, anneler bir gözleri camda, bir gözleri ocağın üstündeki yemekte çocuklarını kollardı.
Kapı önü sohbetleri vardı mesela. Bir tabure yetiyordu muhabbete. Bir el örgüsü çıkar, bir bardak çay gelirdi. Dünya meseleleri de konuşulurdu, akşam yemeğine hangi sebze pişeceği de. Kız istemeler, nişan hazırlıkları, taziye ziyaretleri, bayram harçlıkları… Hepsi mahallenin ortak hafızasında birer hatıraydı.
Mahalle bakkalı diye bir kurum vardı o zamanlar. Bakkal amca, defterine kim ne aldıysa not eder, ay başında herkes gücü yettiğince öderdi. Veresiye defteri, aslında güven defteriydi. Kimse “ya ödemezse” diye korkmazdı, çünkü mahallede herkes birbirine kefildi.
Ve bayramlar… Bayram sabahları mahalle mahalle gezer, herkesin elini öperdik. Bir kapıyı çalıp “bayramınız mübarek olsun” dediğimizde, o kapıdan ya şeker ya harçlık ya da bir tebessüm alırdık. Hiçbiri eksik olmazdı.
Bugünse apartman kapıları ağır, ziller sessiz, merdivenlerde göz göze gelmek bile tesadüf. Aynı binada yıllarca oturup, komşusunun adını bilmeyen insanlar olduk. Çocuklar apartman dairelerinde ekran karşısında büyüyor, komşudan şeker istemek yerine marketten paketli ürün alınıyor. Paylaşmak yerini bireyselliğe, güven yerini şüpheye bıraktı.
Oysa mahalle, sadece bir adres değildi. Mahalle, insanın kendini evinde hissettiği ilk yerdi. O eski mahalle kültürü kayboldukça, birbirimize olan güvenimiz de, sıcaklığımız da eksildi. Birbirimizin yüzüne değil, ekranlara bakar olduk.
Ama belki de her şey bir bardak şeker istemekle başlar yeniden. Bir gün cesaret edip kapımızı çalan çocuğa, “Annen nasılsın diyor, bir bardak şeker lazım da…” diyen bir ses duyarsak, işte o zaman mahallemiz geri gelir.
Çünkü mahalle, sadece evlerin değil, kalplerin de birbirine komşu olduğu yerdir.
Muhabbetle…