Bugun...


Doç. Dr. Fatma Karahan Bayraktar

facebook-paylas
Ben artık vatansız değilim!
Tarih: 17-12-2024 10:47:00 Güncelleme: 23-12-2024 09:06:00


“Benim adım mülteci değil!” Benim bir adım ve yanımda olmasa da bir ailem var. Köklerim, geçmişim ve hikâyem…

Bana mülteci dediğinde, kimliğim kalmıyor, hiç kimse için anlamım da… Rakamlardan biriyim sadece senin için, vefat ettiğinde adı zikredilmeyen, kendisinden cenaze diye bahsedilenler gibi. Ama benim bir adım var. Ben Hıza’yım, ben Erva’yım, ben Halepli, İdlipli Muhammed’im. 

Adı anılmayan, fotoğrafına bakılıp ah edilen ama yası tutulmayan, istenmeyen, sevilmeyenim. Acısı önemsenmeyen, kendisinden vaz geçilebilenim. Ölümün ve acının yakıştırıldığı, kısacık bir zaman diliminde unutulabilenim. Ama benim bir hayatım var, ben anneyim, oğulum, kız çocuğuyum. Doğumuna sevinilen, varlığı ümit veren, yokluğu boşluk oluşturan bir evlat ya da babayım. Yıkılan okulumda, enkaza dönen evimde kaybettiklerine alışamayan; ölümden hala korkan, canı yanan, acıkan ve sanki hiçbir şey olmuyormuşçasına hayata tutunmaya çalışan… “Benim adım mülteci değil!” Ben Hıza’yım, ben, Erva’yım, ben Halepli, İdlipli Muhammed’im.

 

Vatansız kalanlar

Her şeyin mahrumiyeti yaşanabilir hayatta. Maddi imkânların, işin, evin, ailenin, sağlığın ve daha pek çok şeyin... Kimi telafi edilebilir bu mahrumiyetlerin, kimi ise ne yapılırsa yapılsın hiçbir şeyle hiçbir şekilde giderilemez. Bir annenin yokluğu dahi şefkatli bir kalp tarafından telafi edilebilir de belki, vatanın yokluğu, vatansızlık nasıl ve kim tarafından giderilecektir? 

Mülteci, vatansız kalandır. Onun malını, canını, namusunu, onurunu koruyup kollayacak, eğitimden sağlığa, barınmadan doymaya ihtiyaçlarını giderecek bir vatanı kalmayandır. Ait olduğu yerden kopmak zorunda kalan, kökleri kalmadığından da gittiği yerde yeniden kök salması, dallanıp budaklanması zor olandır. Kendine yeni bir yer, yuva ve vatan arayandır. Göçmenden farklıdır onun arayışı. Sadece ekonomik değildir endişesi. Hele ardında bir savaş varsa ve onlarca, yüzlerce değil binlerce, yüzbinlerce kişi ile aynı yola düşülmüşse şansı çok daha az, yaşayacağı zorluk çok daha fazladır. Kendisinden önce defalarca çalınan bir kapıyı yeniden çalmak, kendisinden öncekine gösterilen şefkati, alicenaplığı yeniden istemek… 

 

Savaşın götürdükleri

On yılı aşkın bir süredir doğdukları, büyüdükleri topraklardan uzakta hayatta kalma mücadelesi verdi Suriyeli mülteciler. Çoğu zaman ve çoğu yerde sevgiyle karşılanmadılar. Batırılan botları, kaybolan çocukları ve istismar edilen emekleri… Kimi zaman savaştan korkup ülkelerini savunmamakla kimi zaman gittikleri ülkede işsizliğin, yoksulluğun müsebbibi olmakla suçlandılar. Avrupa’ya geçiş yapan binlerce Suriyeli çocuğun akıbeti bilinmezken Alya bebek gibi pek çoğunun acı akıbetine ise seyirci kaldı dünya.

Irkçılığın tarih boyunca kendine hiç yer bulamadığı, tüm dünyada bir arada yaşamanın en güzel örneklerinden biri olan ülkemizde dahi zaman zaman nefret söylemlerine maruz kaldılar. Bu güzel ülkenin “misafirperverliğine” gölge düşürecek şekilde hedef gösterildiler. Ancak özünde merhameti, yardımseverliği ve diğerkâmlığı olan ülkemizin güzel insanları tarafından komşu gibi karşılandılar, kardeş gibi ağırlandılar.   

 

 

Komşudaki yangın

Coğrafyamızın ve tarihin bize biçtiği, yola düşüp evsiz kalanlara sıcak bir yuva ve darda kalanlara bir umut olabilmek rolünü yerine getirmeye çalışmak elbet hiç kolay olmadı. Ayrılığı, ölümü ve kötülüğün her halini gördükten sonra kırılmış, yıkılmış ve korkmuş olana kapını açmak çok daha zordu. Ancak yangın yakınımızda, ölen çocuklar sahillerimizde, yardım çığlıkları kulaklarımızda iken ‘bana ne’ demek mümkün müydü?

Kapımızı kapatsak yangından, gözlerimizi yumsak kulakları yırtan çığlıklardan; kulaklarımızı tıkasak arşı titreten feryatlardan kurtulma imkânımız var mıydı?

Çözümün parçası olmak, iyilikten yana durmak için gayret etmekten başka bize düşen ne vardı? Yolda kalana yardım etmek, yardım ederken ondan minnet ve teşekkür beklemeden hareket edebilmek değil miydi bize düşen? (İnsan 76/8-11)

Misafirlerimizi uğurlarken…

“İyi ve kötü günleri insanlar arasında döndürür dururuz” buyurur yüce Allah ayetinde (Al-i İmran 3/140). Suriyeliler için kötü günlerin bittiği, ülkelerinin yeni bir başlangıca hazırlandığı duyulduğundan beri acıları acımız olan bu insanların sevinci de sevincimiz oldu. “Artık mülteci değilim” diye haykıranların “benim de bir vatanım var” diye ağlayanların, sevinçle secdeye kapananların, Cilvegözü sınır kapısında dönüş için kuyruklar oluşturanların coşkusuna, sevincine ortak olmamak elde değil. Üstelik Suriye’de yaşanan, yaşatılan vahşeti gördükçe, yerin altında kat kat istiflenmiş canları duydukça, aileleri için yıllardır kayıp gençlerin ve kadınların varlığını öğrendikçe daha çok canımız acıyor, kendilerine yönelik ırkçı söylemlere rağmen sessiz kalışlarındaki korkuyu daha çok anlıyoruz.

Şerleri hayra inkılab eyleyen yüce Allah’ın, bu zorunlu misafirlikle aramızda var ettiği dil birliği ve zor gün dostluğunun önümüzdeki süreçte bizi beraberce güçlendireceği de anlaşılması gereken bir başka husus. Özellikle pür kötülüğün Gazze üzerinden tüm insanlığı kuşatmaya, yok etmeye çalıştığı ve saflarımızı sımsıkı tutmamızın her zamankinden çok gerektiği böylesi bir vakitte…

 

Fatma Karahan Bayraktar

hfzbayraktar@gmail.com

instagram: fatma_bayraktar_karahan

 



Bu yazı 568 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
YUKARI