Kuzey Makedonya’nın güneydoğusundaki Valandova, sadece bir coğrafya değil; yüzyıllardır Türkçe konuşulan, Yörük kültürünün kök saldığı köylerle süsünü koruyan Türk kültürünün bellek alanıdır. 14. yüzyıldan itibaren Balkanlar’a yerleşen Yörük Türkleri, göçebe yaşamdan yerleşik hayata geçerken bu köylerde sadece evler değil, kimlikler, hatıralar ve direnişler inşa ettiler.
Kızıldoğan Köyü: Efsanelere Konu Olan Bir Köy
Valandova’nın 8 kilometre güneyinde, engebeli bir arazide ve 350 metre yükseklikte konumlanan Kızıldoğan köyü, özellikle tütüncülüğüyle bilinmektedir. Köy, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel anlamda da dikkat çekicidir. Yerel anlatımlara göre köyün ismi, güzelliğiyle dillere destan bir genç kızın dere kenarında saldırıya uğrayınca, “dovana” (ayı) dönüşmesi ve bir daha geri dönmemesi hikâyesine dayanmaktadır.
Saha araştırmalarında baş kaynak kişilerimiz olan Fatime Hanım ve Ramadan Bey’in köyün adına dair yöresel ağızla aktardıkları şu şekildedir: Kızıldovan kövünde yaşayan çok gözel bi kız var ımış. Erkez onu istermiş. Ama o kimseye bakmazmış.Başına bela olan gençler, er gün onun yolunu kesermiş. O bi türlü kurtulurumuş. Sora bi gün, dere boyunda birileri ona saldırma kalkmış em kız, emen bir dovana dönüşmüş. Bi daha da geri gelmemiş.
Dedeli Köyü: Tarım ve Kadın Emeğiyle Ayakta
Dedeli köyü, Valandova’nın güney kesiminde ve 6,5 kilometre uzaklıkta yer alır. 185 metre rakımlı bu düz arazide kurulu köyde halk tarım ve hayvancılıkla geçinirken, günümüzde kadınlar seralarda, konfeksiyon atölyelerinde ve turşu fabrikalarında istihdam edilmektedir.
Çalıklı Köyü: Hıdırellez’in köyü
Köyün bir bölümü araştırmalara konu olaacak isimle anılmakdatır: “Tatarlı”. (Muhtemelen yüzyıllar önce iki ayrı köydü?) Belasitsa Dağı'nın güney yamaçlarında, Valandova’nın doğusunda yer alan Çalıklı köyü, 160 metre yükseklikte düz bir alana kurulmuştur. Köy halkı tarımla uğraşırken, genç nesil daha çok Bogdantsi, Gevgeli ve Valandova gibi merkezlerde iş arayışına yönelmiştir.
Pırstan Köyü: Göçlerin Ardında Kalan Üç Hane
Valandova’nın doğusunda bulunan Pırstan köyü, geçmişte yoğun Türk nüfusu barındırmasına rağmen Türkiye’ye gerçekleşen göçler nedeniyle bugün yalnızca üç haneye düşmüştür. Köyde yaşamını sürdürenler hâlâ tütüncülük ve arıcılıkla uğraşmaktadır.
Bahçebosu Köyü: Dağ Kaynaklarının Kıyısında Bir Yaşam
Anska Reka'nın kaynak bölgesinde, engebeli bir arazide 269 metre yükseklikte kurulan Bahçebosu köyü, Valandova’dan 14 kilometre uzaklıktadır. Doğal zenginliklerle çevrili bu köy, sakin doğası ve su kaynaklarıyla dikkat çeker. Köyün adının aslında “Bahşıobası” olduğu kaynaklarda geçmektedir.
Koçullu Köyü: Doğa ile Turizmin Buluştuğu Köyü
Bahçebosu’na yalnızca 1 kilometre mesafede bulunan Koçullu köyü, tarımla uğraşan halkının yanı sıra akarsuları ve küçük şelaleleriyle günümüzde turistik çekim noktalarından biri hâline gelmiştir.
Kökleri Derinlerde, Gözleri Gelecekte
Valandova’daki bu Türk köyleri, sadece geçmişin izlerini değil, geleceğin umutlarını da taşıyor. Her biri ayrı bir hikâye, ayrı bir direnç örneği sunan bu yerleşimler; Yörük Türklerinin Balkanlar’daki varlığını sürdürdüğünün, dilini, kültürünü ve emeğini yitirmeden yaşattığının en somut kanıtı. Bu topraklarda hâlâ Türkçe konuşuluyor, tütün tarlalarında ter dökülüyor ve efsaneler nesilden nesle aktarılıyor.
Kaynakça:
Halaçoğlu, Y. (1997). Balkanlar'da Osmanlı Mirası ve Türk Varlığı. Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Kale, B. (2006). 1950-1960 Yılları Arasında Türkiye’ye Yugoslavya’dan Yapılan Göçler. Türk Dünyası Araştırmaları, (161), 75-98.
Yıldırım, O. (2012). Soğuk Savaş Döneminde Türk Dış Politikası ve Balkan Göçleri. Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 28(82), 1-26.