Bugün gelinen noktada bütün Avrupa, ABD tarafından atanan tabiri caizse sömürge valileri tarafından yönetilmektedir. Avrupa artık ABD'nin sömürgesidir desek abartmış olmayız. Suriye konusunda kendi fikrini ortaya koymaya çalışır gibi olan Almanya hemen tıpkı 2016'da olduğu gibi bir noel pazarına 2016'da kamyonla yapılan saldırıdan farklı olarak bir arabayla yapılan terör saldırı ile karşılaştı. Bu çok net bir uyarıydı.
Teker teker Avrupa'nın başat ülkelerine, ülkelerdeki siyasi partilere, partilerin yöneticilerine ve söylemlerine, politikalarına baktığımızda çok net bir şekilde sömürgeleşmeyi görebiliriz.
Sömürge valisi profilinin dışına çıkmaya cesaret edebilecek hatta bunu isteyecek bir siyasi figür görmek bunu yakın gelecekte beklemek sadece bir hayal olur.
Siyasetçiler ülkenin iç siyaset dediğimiz alanı ile ilgilenebiliyorlar. Kurulan yeni sistem öyle bir hale geldiki iç siyaset siyasetçileri gereğinden çok daha fazla meşgul etmeye başladı. Önce seçimler, seçim sonrası koalisyon görüşmeleri, partilerin koalisyonda alacağı yer, sonra hükümette elde edilen koltukların parti içinde dağılımı, daha sonra buna bağlı olarak
ve tüm bunlara paralel olarak yine bürokratik kazanımların parti içinde dağılımı gibi meseleler bırakın uluslararası politika ile ilgilenmeyi siyasetçileri kendi ülkelerinin iç meselelerine bile yeterince ilgi gösteremez hale getirdi.
Böyle bir ortamda ülkelerin savunmasını NATO ve ABD’ye itiraz edende pek olmadı. Ordular küçültüldü, askeri harcamalar neredeyse sadece NATO çerçevesinde sınırlandırıldı. Açıkça görülüyor ki Avrupa bir açmaza sokuldu. Böylece küresel bir aktör olmaktan uzaklaştırıldı. Bu durum zamanla Avrupa ülkelerini birer birer ABD'nin sömürgesi haline getirdi.