Türkiye Nasıl Büyüyebilir? İnsan niçin yazmak ister sorusunu belki de en çok “yazanlar” sorar kendi kendilerine. Ahmet Hamdi Tanpınar, bir roman yazmak için ömrünü araştırmaya, gözleme ve incelemeye adayan bir arkadaşının düşündüğü romanı bir türlü yazamadığını, işlerin onun planladığı gibi gitmediğini ve her geçen gün hayalinden uzak düşmesinin asıl nedenini bahse konu kişinin işe kendisini gözlemlemekten başlamamış olmasına bağlar. Ona göre eğer hayalindeki romanı yazmak istiyorsan önce kendini yazmalısın. Kendini tanımalısın. Kişi önce kendisini bilmelidir. “Kendini bil” emri, neredeyse bütün semavi dinlerin ve erdem üzerine düşünen filozofların sürekli dillendirdiği temel ilkelerden birisidir. Varlığa dair bütün soruların cevabını bilen bir bilge arayan Sokrates, Delphi Tapınağındaki rahibe, her soruyu bilen kişi olarak sana geldim dediğinde bilge ona, bütün cevaplar sendedir diye karşılık verir. O halde hepimiz yazı yazarken veya çevremizi analiz ederken esasında kendimizi ifşa ediyoruz. Kaprislerimizi, hayallerimizi, inançlarımızı, acılarımızı, sevinçlerimizi, buhranlarımızı ve rüyalarımızı yazıyoruz. Bir akademisyen ve bir sosyolog olarak benim de en büyük hayalim ülkemizin siyasi ve sosyolojik sorunlarının çözülmesidir kuşkusuz. Dikensiz bir gül bahçesinden elbette bahsetmiyorum ama en azından sorunları çözecek bir mekanizmanın kurumsallaşmış olması en büyük hayalimdir. Bana göre el an mevcut tüm sorunlarımızın asıl kaynağı ise demokrasi, insan hakları ve hukuktur. Bu sorunların kaynağında ise ulusalcılık ideolojisi ve jakobenizm vardır. Halka rağmen halk için gerçekleşen devrimlerin oluşturduğu travmaların en tipik yansıması etnik çatışmalardır. Ki bunun en çok ülkeyi meşgul edeni de Kürt meselesidir. Bu meseleyi çözümsüzlüğe mahkum eden en önemli açmazlardan birisi de sorunun kökenine rahatlıkla inebilecek yolların hep kapalı olmasıdır. Dahası bu yolu kapatan faktörlerden birisi de bizzat bu sorunun üzerine çöreklenmiş olan eli kanlı terör örgütünün bizzat varlığı ve tezleridir. Ulusalcılık, var olanı yok sayarak teorik olarak Kürt yoktur derken Kürtlerin varlığı için ve onların adına yıllardır devlet ile çatışan terör örgütü ise fiili olarak onların (Kürtlerin) tüm özgün sosyolojik özelliklerini bir bir yok etti ve etmeye devam ediyor. Anadolu’daki Müslüman ahalinin ana gövdesini oluşturan iki kolda da büyük siyasi sorunlar artık sosyolojik kaoslara dönüşmek üzereler. Bu kaostan kurtulmanın biricik yolu da Kürt meselesinin çözümüdür. Bu ifadeyi en çok bu soruna neden olanların dile getirmesi onun anlam ve icaplarını buharlaştırdığını, banal bir söze dönüştüğünü biliyorum ama büyümek istiyorsak işte bu sorunu çözmek durumundayız. Dış politikada sözümüzün gücünü zayıflatan çözülmemiş Kürt meselesidir. Ekonomide belimizi büken çözülmemiş Kürt meselesine bağlı olan terör ve güvenlik harcamalarıdır. Siyaseti keyiflice ve serbest rekabet içerisinde yapmaktan bizi alıkoyan, siyasete zehirli bir mikrop gibi şiddeti bulaştıran çözülmemiş Kürt meselesidir. Toplumun bir ve beraber olmasını engelleyen, birlik ruhunu öldüren ve din kardeşliğimizi zehirleyen çözülmemiş Kürt meselesidir. Türkiye büyük bir ülke olmak istiyorsa bu sorunu tamamen çözecek bir proje bulmak ve uygulamak zorundadır. Aksi halde yüzelli yıldır devam eden sorun bir o kadar daha devam eder. Artık süreç yönetimini idare etmekten sorun çözme aşamasına geçmek zorundadır. Fransız ihtilaliyle birlikte batı toplumlarında daha çok siyasi yönetim felsefesi olarak doğan ulusalcılık fikri, birinci ve ikinci dünya savaşlarından sonra sosyolojik bir boyut da kazanmaya başladı. Aynı durum bizim için de geçerli ve ilk önce siyasi ve politik bir sorun olan bu konu artık sosyolojik bir meseleye dönüşmektedir. Bir an önce tedbir almak gerekir. Aile büyüklerimizin aynı akvaryumun balıkları olmasından öte zarafeti ve kadirşinaslığı ile tanıdığım Sabiha Gül Doğan hanımefendi ile başka bir dostum aynı hafta içinde bana, “sizin yazılarınızı da sitemizde görmek isteriz” diye mesaj gönderdiklerinde bunu büyük bir memnuniyetle kabul ederken ilk aklıma gelen bu nezih insanlarla hangi kendimi paylaşacağım oldu? Türkiye’de elbette bir sosyolog için yazılacak çok konu var, ama tüm konuların üst başlığı bana göre bugün Türkiye’nin büyütülmesi ve küresel bir aktör haline getirilmesi meselesidir. Türkiye büyümek istiyorsa artık sorunları idare etme aşamasını geçmek zorundadır.