İlk kez karşıma çıktığında yanlış mı yazılmış diye kontrol ettiğim ilginç bir kelime “küyerelleşme”. Kavram olarak oldukça eski olan küyerelleşme yeni dünya düzeninde gizli ve planlı bir ilerleme kaydederek özellikle ticari alanlarda küreselleşmeye hizmet eder hale getirildi. Küresel ve yerel olanı harmanlayıp hem bilindik hem de evrensel bir form oluşturma sanatı olarak ifade edilen küyerelleşme dikkat çekici bir kavram. Küresel bir markanın hizmet verdiği ülkelerin inançlarını, kültürel değerlerini, farklılıklarını ve ihtiyaçlarını dikkate alarak ürün seçenekleri oluşturması aslında küyerelleşmenin etkisi gibi düşünülebilir.
Ünlü burger markalarının Hindistan’daki şubelerinde sığır eti kullanmaması ve baharatlı seçenekler oluşturmaları küresel ve yerel olanın uyum içinde nasıl bir arada var olabileceğinin mükemmel bir örneğidir. Ancak küyerelleşme yalnızca ürün uyarlamalarından ibaret olmayan daha derin anlaşılması gereken bir konu aslında. Kültürlerin doğasını ve farklı akımlarını anlamak, onlara saygı duymaktan tutun toplumların önemsediği değerler, gelenekler, dil ve hatta mizah unsurları bile küyerelleşmenin etki sahasına girebilir. Aynı küresel eğilimin ülkeye veya bölgeye bağlı olarak kökten farklı şekillerde yorumlanabileceğini kabul etmektir.
Özetle küyerelleşme, küresel özlemler ile yerel kimlikler arasında harmonik bir ilişki kurarak sınırları yok etmeye çalışan dünyada faaliyet gösteren işletmeler ve birlikler için daha kapsayıcı, özgün ve sürdürülebilir stratejiler üretir. Şimdi gelelim kritik soruya. Küyerelleşme kavramını ortaya atanların amacı nedir? Kültürlerin küreselleştirilmesi ve nihai hedef olarak tek tip bir insan modeli ile pragmatizme dayalı bir kültürel yapı oluşturulması uzun zamandır planlanan bir hadise.
Medeniyetler Çatışması bu planlamanın önemli bir adımı olarak ortaya konuldu. Belki de plan beklenenden çabuk deşifre oldu ve Medeniyetler İttifakını karşısında buldu. Tüm dünyaya korku salan COVID 19 süreci tüm insanlığa aynı korunma yöntemlerini, aynı tedavi yöntemlerini ve aynı yaşam tarzını deneyimleme fırsatı sundu. Eğer bu bir prova idiyse oyunu kuranlar oluşturmak istedikleri tekdüze yaşama tüm dünya insanlarının uyum sürecini gözlemlediler.
Küreselleşmenin toplumlara daha düşük dozlarla verilmesi ve hiç farketmeden bağımlılık oluşturması küyerelleşme ile sağlanıyor. Çünkü farkedilen oyunlar dikkatleri hep aynı küreselci odaklara çekiyor ve gün geçtikçe hedef haline geliyorlar. Oluşturdukları korku iklimi, hastalıklar, ekonomik krizler, ürettikleri siyasi krizler, besledikleri terör örgütleri, uluslararası etkinlikler ile yarattıkları algılar ve komplo teorileri gibi tüm kurgular tek amaç olan dünyaya hükmetme arzusuna hizmet ediyor.
Kısacası amaç hep aynı; hakimiyet sahası oluşturmak ve kaynakları sömürmek. Yüzyıllardır karşısında durduğumuz bir düşünce yapısına karşı aksiyon ortaya koymamız gerekiyor. Ama muhteşem bir plan ile yola çıkmalıyız. Kritik bir karar sürecinden geçiyoruz ülke olarak ve doğru kararı almak kadar kararlılıkla uygulamakta önem arz ediyor.
Dünyaya adaletle hükmetmiş olmanın verdiği özgüven, tarihin seyrini değiştirmiş imparatorlukların birikimi, 2000 yıllık devlet geleneğinin sağladığı ihtişam, kültür ve düşün dünyasında yer alan muhteşem miras, gönül coğrafyasında üstlendiği misyon ve en önemlisi tarih boyunca sancaktarlığını yaptığı İslam davasının kudreti; Türk Milletini -dünyanın geleceğini tanzim etme konusunda- inisiyatif almaya mecbur kılıyor. Tarih boyunca kaçmadığımız görevlerde olduğu gibi tek yol var. Daha çok çalışacağız ve başaracağız.