Bir insan nerede büyürse büyüsün, hangi yolları aşarsa aşsın, ruhunun asıl yurdu çocukluğudur. Çocukken gördüğümüz, hissettiğimiz, öğrendiğimiz her şey, tıpkı harflerin kelimelere dönüşmesi gibi, bizi biz yapan cümleleri kurar. Kimi zaman hatıralarımızda saklı bir ses, kimi zaman rüzgârın savurduğu bir koku, bazen de anne eli değmiş bir lezzet… Çocukluğumuz, her şeyin başladığı ve aslında hiçbir zaman tam anlamıyla bitmediği yerdir.
Hayat bazen yolumuzu şaşırtır. Yorgunluk çöker, umutsuzluk sinsice yaklaşır, yanlışlar içimizi kemirir. İşte tam da o anlarda insan, çocukluğuna döner. Bir öğüt gibi, bir teselli gibi… Zihnimizin kuytularında bir köşe vardır; orada annemizin “Üzülme, geçecek.” diyen sesi yankılanır. Babamızın “Devam et, başaracaksın.” diyen bakışı canlanır. O çocuk hâlimiz, düştüğümüzde dizimizi nasıl üfleyip kalktıysak, şimdi de kalkabileceğimizi fısıldar.
Geçmiş dediğimiz şey bazen bir sığınaktır. Kırgınlıklarımızı onaran bir eski radyonun cızırtısıdır, bayram sabahı sevinçle giydiğimiz yeni ayakkabıdır, dedemizin dizinin dibinde dinlediğimiz bir masaldır. O masalların kahramanları bazen yüreğimizde hâlâ yaşar ve bize yol gösterir.
Mesela bir sabah uyanırsın, her şey üstüne üstüne geliyor gibi hissedersin. Ama sonra pencereden içeri dolan taze ekmek kokusu seni alıp çocukluk sabahlarına götürür. O sıcacık sofrada annenin sevgisiyle pişmiş ekmeği hatırlarsın ve hayatın içinde hâlâ o sıcaklığı bulabileceğini fark edersin. Ya da bir gün, umutsuzca bir köşede otururken eski bir şarkı çalar radyoda. Çocukken mırıldandığın, belki de her kelimesini ezbere bildiğin o şarkı, sana unuttuğun bir duyguyu geri getirir: İnancını.
Ve belki de en çok, bir yağmur sonrası toprak kokusunda bulur insan kendini. Ayağının toprağa basıp çamura battığı günleri, üzerinin başının kirlendiği ama ruhunun tertemiz olduğu o anları hatırlarsın. O zaman anlarsın ki, insan bazen en çok geçmişinden güç alır.
Bugün ne yaparsak yapalım, hangi yolları aşarsak aşalım, içimizde büyüttüğümüz o çocuk bizimle gelir. Bazen bir şarkının nakaratında zıplar, bazen dondurmanın son lokmasını yalamadan bırakmaz. Salıncağa binsek havalara uçmak ister, yağmur yağsa şemsiyeyi atıp su birikintisine dalmak… O çocuğun elini bırakmamak lazım, çünkü hayat onun kahkahasıyla daha güzel.
Unutma, büyümek mecburi ama çocuk kalmak bir tercih.
Muhabbetle