Bazen bir isim, bazen bir duygunun tecellisi olsa da O'na en çok insan yakışıyor. O, en çok insanda hayat buluyor çünkü. Toprağın o kahve bohemine rağmen yaprak ile buluşunca yeşilin rahmetine kavuşuyor. Uzun zamandır dinlenmeyen bir şarkının kulağa ilk çalınan hali gibi geliyor. Kurumuş bir yaprağın dahi hikayesindeki o çıtırtı edasıyla sesleniyor. Arsız bir şamaroğlanı gibi yüreklerdeki yeri. Aklın hanesinden defalarca kovulsa da kalp onu sessizliğinden tanır, varlığıyla hal bulur; gıkı çıkmaz çünkü, '-suz' olumsuz eki eklense de kendine. Onun bir edası, bir selası, bir de cesareti vardır; umut!
...
Dev dalgaların haşmetli davranışını barındırır bünyesinde. Ancak hükümdarlara mahsus o görklü duruşunu bir de! Yalnız kaldığı gecelere dahi meydan okuyan beyaz sabahları; tarlaları basan haşere ordularına galip gelen, dallarında dans eden arılarının gayreti ile insan zihnine ve zikrine hikmeti salan edaları. O iç burkan yılmışlığa rağmen orada bir yerlerde olma halidir işte 'umut' ve 'ummak' dedikleri.
...
Kudretli olanın kanadında taşıdığı o 'yine, yeniden olma; gerçekleşme' halidir adı umudun. Zirvesi gökyüzüne değmiş, karı hiç erimeyen, rüzgarı ağaçları kökünden söken ve kudretiyle korku salan bir dağ gibidir o.
...
İstemeli insan; ümit dolu olmayı, yılma-mayı, başkasındaki umudu da yıkmamayı! Sihirli bir değnek misali 'yeniden' yenilenmeye ant içenlerin silahı, yemini ve duruşu olmalı umut! Düşlemek, bir gün doğumunu; düşlemek, hayalde can bulanı. Gerçek ancak düşte hayat bulacak olanındır belki de.
...
Çoktan senin olmayı seçmeye niyet edeni bekletmemelidir! Zaman içinde masallar yazmak için dinlemeli umutlu şarkıları. Ümitli resimleri asmalı duvarlarına. İnsan fıtratta olanın üstünü çizerse, kaderde olanı küstürürse, keder ile olan aşkını tescillerse; o zaman pencereler siyaha döner. Bırakalım siyah asaletin rengi olarak kalsın. Biz pervazlara koyduğumuz kahvelerimizi umutlara ümit ile açalım!