Umur Bey bir yıl sonra (1329 sonları) tekrar Bozcaada’ya çıktı ve orayı vergiye bağladı. Zapt etmiyor vergiye bağlayarak donanmasını finanse ediyordu. Bu arada adı yavaş yavaş duyulmaya başlamıştı bölgede. Bir sonraki hedefi Sakız adasıydı. Bu arada donanması büyüyordu ve tam 45 gemiyle Sakız adasına sefer düzenledi. Sakız adasına 3000 askerle çıktı. Bizans Valisi Presto’nun savunduğu kaleyi ele geçirememekle birlikte pek çok esir ve ganimetle İzmir’e döndü. Umur Bey’in bu savaşta yaya olarak çarpıştığı ve Umur Bey efsanesinin Sakız adası vuruşmasındaki kahramanlığıyla başladığı söylenir. Vali Presto savaş meydanından kaçmış ve kaleye kapanmıştı. Umur Bey ganimetlerle söndü ve Sakız’ı vergiye bağladı (1330). Adalar Denizi’nde hakimiyetini ilan etmek için öncelikli olarak, Bizans donanmasını Marmara denizine hapsetmek istiyordu. Bu sebeple, Saruhanoğlu Timur Bey ile Çanakkale Boğazı’nın kontrolünü ele geçirmek için Gelibolu’ya asker çıkardı ve bölgeyi kontrol etmeye başladı (1332).
Umur Bey’in bu seferleri bir kişinin pek hoşuna gitmiyordu. O kişi babası Mehmet Bey’di. O sırada daha 23 yaşında olan Umur’u, Birgi’ye çağırdı. “Kendisinden izinsiz bu seferlere çıkıp, düşman sayısını arttırmasından rahatsız olduğunu” söyledi. Umur Bey ise babasına bağlılığını ifade etti ve bütün amacının devletinin büyümesi ve güçlenmesi olduğunu ifade etti. Başta Kardeşleri Hızır ve İbrahim Bahadır’ın da Umur Bey’den yana olumlu ifadeleri Mehmet Bey’i rahatlattı ve Umur Bey İzmir’e döndü (1332). Bu arada donanması 250 gemilik dev bir donanmaya dönüşmüştü. Çaka Bey’den sonra Denizlerde bir Türk yeniden fırtına gibi esiyordu. Bu donanma içinde kendisine ait bir kadırga vardı, “Gazi” adını verdiği bu kadırga hem daha büyük, hem de manevra, dayanıklılık ve sığ sularda hareket kabiliyeti bakımından çok özel tasarlanmıştı. Yapımı da çok uzun sürmüştü.
Umur Bey durmuyordu şimdi de 250 kişilik filoyla yeniden denize açılıp İpsara, İşkiros ve İşkopelos adalarını fethederek Tuzla ve Mondoniça'yı kuşattı. Menevşe Adası'nı da kuşatıp teslim aldı, Eğriboz Hâkimi ve Naksos Dükünü vergiye bağladı ve ardından İzmir'e geri döndü. Bu seferi “Eğriboz Seferi” olarak bilinir. Anlayacağınız Umur Bey artık “ATİNA’ya” göz dikmişti. Bu başarılı sefer üzerine babası Mehmed Bey bizzat İzmir’e oğlunu tebriğe geldi; kardeşleri Hızır, Îsâ ve İbrâhim de onunla birlikteydi. Umur Bey babasını ve kardeşlerini zengin hediyelerle karşıladı, bir bakıma gücünü onlara göstermiş oldu. Bu tebrikle özgüveni daha da artan Umur Bey bu kez de 170 gemiyle Atina seferine çıktı. Karaya çıkardığı akıncılar Atina kapılarına dayandılar. Birçok ganimetle döndüler. Umur Bey adeta Ege’nin hâkimi “Biziz” diyordu.
O dönemde bölgede Bizans hakimiyeti yanında, Venedik ve Ceneviz güçleri ve kolonileri hakimdi. Umur Bey artık ciddi bir tehdit olmaya başlamıştı. Bu arada babası Mehmet Bey vefat etti. Umur Bey, hiçbir Beylik kavgası ve seçimine gerek olmadan bütün kardeşlerinin ittifakıyla Aydınoğulları Beyliğinin başına geçti (1334)*
Daha beyliğinin ilk günlerinde Venedik, Rodos ve Kıbrıs filolarından meydana gelen bir birleşik donanma İzmir’i almak için taarruz ettiyse de Umur Bey çok kısa bir zaman içinde bu donanmayı püskürttü (1334). Umur Bey, bu olayın ardından 276 gemi ile Mora'ya bir sefer düzenledi ve yine bol ganimetlerle İzmir’e döndü. Bu deniz seferinin ardından, Bizans’ın Batı Anadolu’da elinde kalan son büyük ve önemli kale ve şehir olan Philidephia’yı (Alaşehir) kuşattı ve burayı vergiye bağlayarak geri döndü (1335).
Umur Bey, siyasi bir güç de olmak istiyordu. Sahadaki başarısını siyasette de iyi kullanıyordu. Bu bağlamada daha sonra Bizans İmparatoru olan Kantakuzen ile 1336'da Foça'da buluşmuştur. Bazı konularda anlaşmalar imzalanmıştır. Kantakuzen, Umur Bey sayesinde Dimetoka’yı kurtarmıştır. O dönemde Bizans’ta ciddi taht kavgaları vardı. Umur Bey İzmir’e yoğun Haçlı saldırıları olunca bu imparator adayına destek verememiş ama bu kez de Osmanoğlu Orhan Bey Bizans tahtı için Kantakuzen’e destek vermiştir.Atina’nın Katalan dükü, Latinlere karşı Umur Bey’den yardım talebinde bulunmuştur. Bu talebi olumlu karşılayan Umur Bey, Atina’ya gelmiştir. Dönüş yolunda da Sifnos, Andros, İşkinos, Para ve Nakşa adaları Umur Bey’in akınlarına uğramış ve yağmalanmıştır (1337). Daha sonra Eğriboz Adası’na ayak basan Umur Bey, İmparatorun telkinleri sonucu Bizans’a karşı ayaklanan Arnavutlar üzerine yürümüş ve kalelerini yağmalamış, kuşatmış, fakat çıkan fırtınada donanmasının zarar görmesi üzerine gemilerinin hasarlarını giderdikten sonra İzmir’e dönmüştür (1338).
Umur Bey seferler sayesinde elde ettiği ganimet ve vergilerle beyliğin imar ve iskân işlerine, eğitim işlerine de el atıyordu. Ve donamasını sürekli güçlendiriyordu. Bir yıl yıl sonra tekrar 350 gemi ile Korent (Mora’da) üzerine yöneldi (1338). Bu seferinde 50 büyük gemiyi Korent civarına bıraktıktan sonra 300 gemisini karadan yürüterek “Patras körfezine” geçirdi. Sonra aynı yoldan geri döndü. Bu yüzden eski tarihlerimizde Korent Limanı'na “Umur Bey Limanı” denilir. Umur Bey'in bu dâhice hareketi İstanbul'un fethinde Fatih Sultan Mehmet'e ilham kaynağı oldu. Türk Tarihi'ni derinlemesine inceleyen Fatih Sultan Mehmet de¸ Umur Bey'den 115 yıl sonra Haliç'e¸ gemilerini karadan yürüterek indirdi. Umur Bey 1341 ve 1344.
*Düstûrnâme’de Umur Bey’in İzmir’e dönüşünün hemen arkasından babasından aldığı davet üzerine yeniden Birgi’ye gittiği, onunla buluşup birlikte ava çıktığı, av sırasında Mehmed Bey’in suya düşüp hastalandığı ve Birgi’ye getirildiği, az sonra da vefat ettiği belirtilir (Ocak 1334). Yedi gün Birgi’de kalan Umur Bey’in, hem amcalarının (Hamza, Osman ve Hasan) hem de ağabeyi Hızır’ın muvafakatiyle babasının yerine beyliği kabul ettiği ifade edilir. Burada dikkat çekici bir şekilde Umur Bey’in tahtı ağabeyi Hızır’a teklif ettiği ve onun tahtın Umur Bey’in hakkı olduğunu söylediği rivayeti üzerinde durulur.
yılları arasında dostu olan Bizans imparator adaylarından Kantakuzen’e yardım amacıyla Selanik’ten Mora’ya ve Trakya’ya çok sayıda sefer düzenlemiştir.
Çok az bilinen bir gerçek de Anadolu'ya karşı ilk Haçlı Seferi’nin, Umur Bey'i durdurmak için düzenlenmiş olduğudur. Haçlı Seferleri tarihsel bağlamda iki dönem şeklinde ele alınır. İlki Kudüs'ü İslâm dünyasından almak için düzenlenen Haçlı Seferleri ikinci ise¸ Osmanlı'nın Balkanlardaki faaliyetlerini önlemek için düzenlenen Haçlı Seferleri'dir.
Umur Bey’in İzmir Bey’i olmasından başlayarak, Aydınoğulları’nın Ulubeyi olma sürecinde devam eden gazâ ve akınları, Latinler için gün geçtikçe daha büyük ticarî kayıplara ve problemlere neden olmaktaydı. Bu yüzden, papa öncülüğünde İzmir’i geri almak için Venedik, Rodos, Kıbrıs ve Cenova gemilerinden oluşan bir haçlı donanması oluşturuldu ve bu donanma 1344 yılı içerisinde İzmir’e saldırdı. Bu ani ve beklenmedik saldırıya hazırlıksız yakalanan beylik ve Umur Bey, Aşağı İzmir’i yani liman bölgesini ve kaleyi, haçlılara bırakarak geri çekilmek zorunda kalmıştır. Hemen hazırlıklara başlaya Umur Bey, Aşağı İzmir’i geri alma niyetindeydi. Umur Bey¸ hafif bir kara kuvvetini öne sürerek Haçlıları kaleden İzmir Ovası'na çektikten sonra pusuda beklettiği esas kuvvetleri ile Haçlıları sarıp¸ başta başkomutanları olmak üzere birçok şövalye ve asilzade ile binlerce haçlıyı kılıçtan geçirmiştir. Ancak kaçarak kaleye sığınma fırsatı bulabilenler kurtulabilmişlerdir.
Bu şekilde İzmir'de tutunamayacaklarını anlayan Papa VI. Clement¸ Umur Bey'e karşı Haçlı Hareketi'ni tazelemek için bütün Avrupa hükümdarlarını İzmir'i savunmak üzere “Din Savaşı”na çağırmıştır. Bu şekilde yeniden düzenlenen 26'sı kadırga olmak üzere 76 parçalık Haçlı Donanması 15.000 savaşçı asker ile 1346 yılı Haziran'ında İzmir'e gelerek Liman Kalesi'ni takviye etmiştir. Umur Bey ne pahasına olursa olsun, İzmir’in liman ve kalesini yani tamamını fethetmek kararlılığındaydı. Gündeminde sadece bu konu vardı. Diğer Türk Denizciler Haçlılarla yaklaşık 4 yıl süren mücadelelerin sonunda Efes Tersanesinde yeniden inşa ettikleri filolarıyla Aydınoğulları Beyliği'nin sarsılan iktisadi gücünü beslemek üzere Ege Denizi'ndeki düşman hedefleri vurarak ganimet ve esir toplamaya başlamışlardır. Umur Bey ise¸ kara cephesindeki bütün hazırlıklarını tamamlayarak önce kaleyi kuşatıp ardından da hücuma geçmiştir. Ordu müthiş savaşıyordu, Umur Bey Kalenin ele geçirilmesine çok az kala, askerini motive etmek için yine ileri atıldı. Kaleye tırmanmaya başladı ve atılan bir okun zırhını delerek kalbine saplanması sonucu ağır yaralandı. Aldığı bu yaranın etkisiyle bu büyük savaşçı, bu kahraman Türk denizcisi 39 yaşında şehit oldu (Mart 1348). Onun ölümü üzerine kuşatma kaldırıldı ve naaşı Birgi’ye götürülerek babasının türbesine defnedildi.
Umur Bey’in şehadetinden sonra Aydınoğulları Beyliği bir süre daha varlığını sürdürse de onun dönemi gibi asla olmadı. Timur, Anadolu’ya gelince buraları istila etti ve ülkesine dönerken toprakları beyliklere geri verdi. Buralar Osmanlı’ya dahil olduğunda kıyıdaki Türk egemenliği de sona erdi.
Umur Bey hakkında yazılan en eski kitap Fatih dönemi Vakkanüvislerinden “Enveri” tarafından yazılan “Düstürname” kitabıdır. Tahminen 1465 yılında yazılan bu kitap Umur Bey hakkında en geniş bilgi veren kitaptır. Bizans kaynaklarında da Umur Bey ile ilgili bazı bilgiler tespit edilmiştir. Ama bu büyük denizciye ait bu kadar az bilgi olması üzücüdür. Yine “Âriflerin Menkîbeleri” adlı eserin müellifi olan ve Mevlânâ’nın torunu Ulu Arif Çelebi ile Türkmen beyliklerini gezen Eflâkî; Umur Bey’in Mevlevîliğe olan ilgisinden ve denizlerdeki kahramanlıklarından dolayı eserinde ondan büyük bir övgü ile söz eder. Ünlü Arap Gezgin İbn-i Batuta, Umur Bey’i ziyaret etmiş zenginliğinden, cömertliğinden ve heybetinden övgüyle söz etmiştir.
Yazar, şair ve alimleri koruyan bir devlet adamı olarak tanınan Umur Bey’in Mesnevinin temelini teşkil eden Kelile ve Dimne’yi Kul Mesud’a ilk defa Frasça’dan Türkçe’ye çevirttiği bilinir. Ayrıca koruyucu hekimliğe dair bir tıp eseri olan “Tabiatname” Umur Bey adına “Tutmacı” tarafından Farsça’dan Oğuz Türkçesi’ne çevrilmiştir. Onu yakından tanıyan Bizans İmparatoru “Kantakuzen” hâtıratında Umur Bey’in son derece akıllı ve mantıklı düşünen bir devlet adamı olduğuna temas eder. Vakıf kayıtlarında Hundi Melek, Azize Melek ve Gürci Melek adlı üç kızının adı geçer.
Umur Bey'in denizcilik geleneğini ve saygınlığı özellikle Osmanoğulları tarafından benimsenmiştir. Osmanlı Donanması gazaya çıkmadan önce yemin ederlerdi ve yeminlerinde “Gazi Umur cânı içün" cümlesi geçerdi. Yeniçerilerin önceleri, “Umur Bey kısbetidir” diye onun giydiği tarzda başlık takındıkları rivayet edilir. Ordusundaki askerlerin kendilerini, “Biz Umurca yiğidiyiz” şeklinde tanıttıkları belirtilir. Oruç Reis, deniz gazilerini “Umur Bey'in müridleri” diye anardı.
Bahaüddin Gazi Umur Bey, yaklaşık 21 yıl gazada bulundu ve bu süre içinde 26 sefer yaptı. Bu seferlerin büyük bir çoğunluğu deniz seferleriydi. Gayrete, enerjiye, güce ve cesarete bakar mısınız? Dindar bir kişi olarak tanınan Gazi Umur Bey'in manevi hocası olan Rifai Şeyhi Seyyid Mükremüddin adına İzmir merkezinde kurulan dergâha büyük gelirler vakfetti. Bugünkü Gaziemir’in vergi gelirlerini de bu tekkeye tahsis etti. Gazi Umur Bey'in vakfı olan köy zamanla büyüyerek Gaziemir adını aldı. Gaziemir’de kurucusu Gazi Umur Bey'in atlı bir heykeli bulunuyor.
Aydınoğlu Umur Bey’in bir de "Karadeniz-Tuna seferi" vardır. Fakat bu konu biraz tartışmalıdır. Zaten sınırlı olan kaynakların bir kısmında bu sefer geçmemektedir. Tuna ve Karadeniz seferi gibi Balkanlarda bazı bölgelere de yaptığı iddia edilen ama kaynaklarda çok geçmeyen başka seferleri de vardır. Bunlar yerel bazı metinlerde geçmektedir sadece.
Bu büyük kahraman denizcimizi ve devlet adamımızı rahmetle anıyorum. “Gazi Umur Canı İçün”. El- FATİHA