beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort bayan escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Bugun...


Dr. Tolga Tanolcay

facebook-paylas
Beşinci Raşid Halife: Ömer Bin Abdülaziz
Tarih: 14-12-2024 22:55:00 Güncelleme: 23-12-2024 10:00:00


Suriye’nin diktatörü Esed’in devrildiği bugünlerde yine 4 yıl önce Suriye'de Beşşar Esed rejimi saflarında yer alan İran destekli terörist grupların İdlib'in Maaratünnuman ilçesi yakınlarındaki Deyr Şarki köyünde bulunan Ömer bin Abdülaziz'in mezarını kazarak içini boşaltması olayı gündem oldu. Yine bu olayı hatırlayarak üzüldük. O zaman bu üzücü vesileyle de olsa bu kıymetli insanı hatırlayalım istedim.

Emevîler dönemi, hilafetin saltanata dönüştürüldüğü, devlet yönetiminin dünyevi bir mahiyet kazandığı bir dönemdi. O dönemde pek çok İslam alimi Muaviye'nin hilafeti saltanata çevirdiği gerekçesiyle hilafetin Emevîler döneminin başlaması ile birlikte sona erdiğini kabul ederler. Emevî sultanlarının ezici çoğunluğu, bir İslam Halifesi ya da Emir'ül Müminin gibi değil de krallar, sultanlar gibi hareket etmiştir. Ama içlerinde çok az sayıda istisna da vardır. İşte bunlardan biri "Ömer bin Abdülaziz". Ona "İkinci Ömer", “Ömer-i Sani” de derler. Özellikle Muaviye'den sonra onun yerine geçen Yezid, Hz. Hüseyin ve yanındakileri şehit etmesi, sefih hayatı, dini yaşama olan duyarsızlığı, el- Humur (sarhoş) lakabı ile anılması ve pek çok zalim icraatından dolayı Emevî döneminin ve tüm İslam tarihinin ve Müslümanların hafızasında en kötü isimlerden biri olarak yer etmiştir. Emevî döneminde Yezid kadar olmasa da benzer pek çok halife(!) İslam Devleti'ni yönetmiştir. Ama bir istisna var ki onu asla unutmayacağız. O istisna, yazımızın konusu olan Ömer bin Abdülaziz’dir.

Ömer bin Abdülaziz, Medine’de (680) doğdu. Babası Mısır Valisi Abdülazîz b. Mervân, annesi Hz. Ömer’in torunu Ümmü Âsım’dır. Çocukluğunun ilk yıllarını Medine’de dayılarının yanında geçirdi. Sonra babasının yanına Mısır’a gitti, ergenlik çağına ulaşıncaya kadar orada kaldı. Babasının vefatı üzerine, Halife Abdülmelik tarafından Şam’a çağrıldı. Halifenin kızı ile evlendi. Hicaz valiliğine tayin edildi. Medine’deki ilk icraatı, şehrin on meşhur fakihiyle görüşüp meseleleri kendileriyle istişare ettikten sonra karara bağlayacağını bildirmek oldu. Yedi yıl süren valiliği sırasında beş defa “Hac emirliği” yaptı. Halife I. Velîd’in talimatıyla Mescid-i Nebevî’yi genişletti ve Resûlullah’ın namaz kıldığı diğer mescitleri yeniletti. Irak Valisi Haccâc’ı çok sert bir şekilde eleştirince görevden alındı.

Baştan söyleyelim ki çocukluğu sarayda, gençliği valiliklerde geçmiş bir "Emevî prensi" olan "Ömer b. Abdülaziz", ümmetin başına zifiri bir karanlık gibi çöken Emevî zulmünün ortasında parlayan bir kaç yıldızdan biridir. Hatta en başta geleni de odur. Velîd’in ardından halife olan Süleyman, kardeşi Velîd’in kendisini veliahtlıktan azletme teşebbüsüne karşı direnen "Ömer’i" danışmanları arasına aldı, oğulları ve kardeşleri bulunduğu halde son hastalığı sırasında onu kendisine veliaht tayin etti.

Ömer b. Abdülazîz, Süleyman’ın ölümü üzerine halife ilân edildi (717). Bu önemli görevin kendisine bilgisi dışında verildiğini söyleyerek affını istedi. Kendinden evvelkiler gibi kendi hilafetinin de meşru olmadığına inanıyordu. Diyordu ki "Daha önce böyle bir makama getirileceğimi bilmiyordum. Bu iş bana verilirken, kimse benim fikrimi almadı. Gerçek bir halife olmam için, benim bu işe talip olmam, Müslümanların da Şura ile karar vermesi gerekiyor. Bu sebeple bana yaptığınız biattan vazgeçiyorum."

Ömer, önceki Emevî halifelerinin (!) aldığı “Biatın” biat olmadığını aldatmaca olduğunu bazı örnekler üzerinden görmüştü. Emevî hanedanı, saltanatı “Hilafet” haline dönüştürmüşlerdi. Ömer’deki iman ve ruh bunu kabul etmiyordu. Bu yüzden halkın huzuruna çıkıp gerçek anlamda biat istedi. Ömer, valiliği döneminde yaptığı icraatlar, Kur’an ve Sünnete bağlılığı, alimlere olan hürmeti, mazlumlara olan şefkati, hoşgörüsü, adaleti, farklı mezhep ve görüşlere eşit mesafede durması, mütevaziliği, ehli beyte olan sevdası nedeniyle zaten halk arasında efsaneydi.

Sonuç olarak Ömer halktan biat istedi. Halkın biatı üzerine halifeliği kabul etti. Ve halka şöyle hitap etti: "Allah'a itaat edene itaat etmek şarttır. Allah'a itaat etmeyene siz de itaat etmeyin. Bu ilkeye uyduğum sürece sizde bana uyunuz. Değilse siz de bana etmeyiniz." Ömer, nasıl bir yükün altına girdiğini iyi biliyordu, bir yanda Kuran ve Sünnet, bir yanda Ümmet, bir yanda düşmanlar ve bir yanda da Emevî kafası.

Yıl 717 idi ve Ömer 8. Emevî sultanı görünse de 5. Raşit Halife olarak görevinin başına geçti. Halife olduğundan az bir zaman geçmişti, Munzir b. Ubeyd anlatıyor:"Ömer, Cuma namazından sonra hilafete geldi. Kısa zamanda o kadar değişmişti ki onu tanıyamadım.” Yani, daha 37 yaşında Halife olan Ömer adeta sırtındaki yükten adeta yaşlanmıştı. Bunun anlaşılması için daha net açıklamam lazım: Yılda "40 bin dinar" gelir getiren bir mal varlığı vardı. Hazineye iadeden sonra yıllık geliri "400 dinara" düştü. Malların tasfiyesi Emevî Hanedanın eteklerini tutuşturdu.

Halkın sırtından geçinen bu asalaklar durumdan hiç memnun değillerdi doğal olarak. Ömer'in halası Fatıma Binti Mervan'ı ona yolladılar. Halası aynen şunları söyledi: "Bu yaptıkların sana pahalıya mal olacak Ey Ömer”. Olay şuydu: Sultan saltanattan vazgeçmişti ama Hanedanın vazgeçmeye niyeti yoktu. Ömer halasına döndü ve dedi ki; "Kıyamet gününde hesap vereceğim Allah'tan başka kimseden korkum yoktur!". Halası onu gönderenler geri döndüğünde onlara şunu söyledi; "Siz bu adamdan ne bekliyorsunuz! Ömer bin Hattab'ın ailesinden bir kız aldınız. Bu adam belli ki anne tarafına çekmiş". Karısı Fatıma, Ömer'i defalarca seccade üzerinde ağlarken gördüğünü, niçin ağladığını sorduğunda; "Bu kadar mazlumun hesabını nasıl vereceğimi bilemiyorum" diyerek sorumluluğun ağırlığından ağladığını söylemiştir.

Ömer'de müthiş bir “Ümmet” bilinci vardı. Emevîlerin kör ırkçılığının zerresi yoktu onda. Ümmeti tek millet görüyordu ve vahdet (birlik) için çırpınıyordu. Saltanatın bekası için atılan ayrılık tohumlarını kurutmaya çalıştı. Hizipler arasındaki ömürlük kavgaları tatlıya bağladı. Bu arada, uygulamalarında esas almak için Peygamber’in ve anne tarafından dedesi Hz. Ömer’in yönetimle ilgili karar ve icraatları hakkındaki belgeleri topladı. Meşhur âlimleri kendisine danışman seçti. Çeşitli illerdeki âlimlere mektuplar yazarak onların tavsiyelerini istedi.

Emevîlerin sert, ırkçı, kaba kuvvete dayanan acımasız ve kanlı yaklaşımlarından vazgeçerek fetih hareketlerine “İslami ruh” getirdi. İnsanları İslam'a Hz. Muhammed'in metodolojisi ile çağırmayı ilke edindi. Ömer, saraydaki lüks eşyaları beytülmala koydurması, köle ve cariyeleri azat etmesi, halktan biri gibi yaşaması ve hutbelerde sadece halifeler için yapılan duayı halk için okunan genel duaya çevirmesi gibi uygulamalarıyla Emevîler’in geleneksel saltanat görüntülerine son verdi. İlk dört halifeyi örnek alan bu davranışları sebebiyle Hulefâ-yi Râşidîn’in beşincisi sayılan Ömer, icraatlarına halka zulmeden ve yolsuzluklara adı karışan valileri ve diğer memurları görevlerinden almakla devam etti. Onların yerine hangi kabileden olduklarına bakmaksızın dindar ve dürüst yeni memurlar tayin etti. Valilik, kadılık, vergi memurluğu görevlerini halifelikle birlikte dört temel esas kabul ederek özellikle kadılık görevine atananlar konusunda inanılmaz titiz davrandı. Valilerin ticaretle uğraşmasını ve hediye almasını yasakladı.

Emevîler’in ilk dönemlerinden itibaren ikinci sınıf Müslüman muamelesi gören azat edilmiş köleleri, diğer milletleri Arap asıllı Müslümanlarla eşit kabul etti. Gayri Müslümlerin birçok mağduriyetini giderdi. Davet mektupları ve tebliğ heyetleri göndererek insanları usule uygun şekilde İslam'a çağırdı. Berberî kabilelerinin tamamı onun gayretleriyle Müslüman oldu. Horasan ve Mısır halkı, kitleler halinde İslâm’a girdi. Maveraünnehir’de bazı mahallî hükümdarlar halklarıyla birlikte İslâmiyet’i kabul ettiler. Hindistan hükümdarlarından birkaçı onun davetine uyup halklarıyla birlikte Müslüman oldular.Ehli Beyt ve onların taraftarlarına yapılan haksızlıklara son verdi. Şia'dan ehil gördüklerine yöneticilik verdi. Emevî hanedanı arasında yağmalanan, Resulullah'ın şahsi arazisi Fedek'i, Ehli Beyt'e iade etti.

Hz. Ali'nin kızı Fatıma anlatıyor; "Ömer'in Medine Valisi olduğu günlerdeydi. İzin isteyip yanına girdim. Muhafızlara varana dek odadaki herkesi çıkardı. Sonra dedi ki; " Ey Ali'nin kızı! Vallahi senin ehli beytini sevdiğim kadar kendi ehli beytimi sevmem". Ömer, uzlaşmadan, konuşmadan, tartışma ve hakikatten yanaydı. İkna etme ve edilmeye büyük önem veriyordu. Herkesle konuşuyordu. Onun bu alışık olunmayan tarzı büyük bir sempati toplamıştı. Selef döneminin en katı ve sert düşünceli insanları olan "Haricileri" bile yumuşattı. Teknik ayrıntıya girmeden yaptığı işler özetleyecek olursak, Vergi konusunda devrim yaptı. Dinî bir esasa dayanmayan bütün vergileri kaldırdı. Mandaların ve madenlerin zekâtı ve gümrük vergisiyle ilgili yeni düzenlemeler yaptı. Deniz ticaretini ve tarımı teşvik etti, sulama işlerine önem verdi. Ziraatı geliştirmeleri için zimmîlere cizye muafiyeti tanıdı. Vergilerin öncelikle mahallî ihtiyaçlarda harcanmasını sağladı. Yeterli geliri olmayan bölgelere yardımda bulundu.

Kamu mallarını yetim malına benzetir ve beytülmali kendisine bırakılan bir emanet kabul ederdi. Hazineden maaş almadığı gibi şahsî işlerini yürüttüğü sırada devlete ait mumu dahi kullanmadığı kaydedilir. Ömer çokça hadis rivayet eden güvenilir bir Hadis ravisiydi aynı zamanda. Sahih hadislerin derlenmesi konusunda ciddi çabalar harcamış farklı dillerden pek çok eseri tercüme ettirmiştir. Fakat bir çok uygulaması, Emevî hanedanını rahatsız ediyordu. İçten içe Ömer'e kin tutuyorlardı. Ömer'i en çok rahatsız eden konulardan biri kendisinden sonra Halife olarak "Yezid bin Abdülmelik'in belirlenmiş olmasıydı. Çünkü bu şahıs, fasık ve zalimdi. Bir gün alimlerinde yoğun olarak bulunduğu bir toplantıda yüksek sesle; "Yezid konusu beni bir hayli rahatsız ediyor" dedi. Muhtemelen saltanatı yıkıp, tam anlamıyla Halifeliği ikame etmek istiyordu. Bu durum Yezid'i halife yapmak isteyen Emevîler’i (Hanedanı) panikletti. Bu konuşma üzerinden çok geçmeden, bu güzel adam, II. Ömer, Ömer bin Abdülaziz zehirlenerek öldürülecektir. Ölümünde başucunda bulunan Mürsid anlatıyor: Dışarı çıkmamı istedi ve ben çıkarken şu ayeti okuyordu ‘İşte âhiret yurdu! Biz onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmak istemeyen kimselere veririz. Sonuç, takvâ sahiplerinindir.’ Geriye döndüğümde kıbleye dönmüş bir vaziyette ruhunu teslim etmişti.” Ama bu kadar icraatı ne kadar zamana sığdırdı biliyor musunuz? Yalnızca 2,5 yıla, evet evet 2,5 yıl...

Ömer bin Abdülaziz 41 ya da 42 yıllık kısa ömrüne ne kadar da güzel işler sığdırmış değil mi? “Mü'minlerden öyle kimseler vardır ki, Allah'a verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi adağını yerine getirdi ve şehid oldu, kimi de şehitliği beklemektedir. Verdikleri sözü münafıklar gibi değiştirmediler." [Ahzab 23] Ömer bin Abdülaz (ra) de bunlardandı Allahualem.. Ömer bin Abdülaziz'in (ra) Ruhu şad olsun, mekanı cennet olsun, rahmeti bol olsun. Ümmetin bütün yıldızlarına selam olsun. Ömerler çoğalsın. Yezidlerin eli kurusun. Amin.

 

Kaynaklar 1. Taberi Tarihi (sağlam yayınları) 2. TDV İslam Ansiklopedisi 3. Emre Sert, Ömer B. Abdülaziz, 4. Fatih Erbaş, 2017 Ömer bin Abdülaziz: Adil ve Zahid Halife, Tarih Kritik derisi, 3(1):23-25 5. Yasin Ulutaş, 2017. Ömer bin Abdülaziz’in Hayatı, Şahsiyeti, Kelami Görüşleri ve Kadere Dair Risalesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi,16(31): 327-362. 6. Şeyma Feyza ŞAHİN, Ömer bin Abdülaziz’in Hukuk Anlayışı G. H. Hukuk Okumaları.



Bu yazı 1167 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
YUKARI