Koyun, keçi, çoban… Bu üçlü genelde küçümsenir. Köylülüğe, fakirliğe, cahilliğe ve yoksulluğa bunlar üzerinden gönderme yapılır. Ama size tavsiyem sakın ola ki koyun, keçi ve çobanı küçümsemeyin. Zira “koyun ve keçi" Türk kültürünün, yani Türk yaşam biçiminin en baskın unsurlarından olagelmiştir. Bundan dolayı aslında kendinizi küçümsemiş olursunuz. O zaman destanımız başlasın!
Genel anlamda koyun yetiştiriciliği yapanlara “Türkmen”, keçi yetiştiriciliği yapanlara da “Yörük” dendiğini biliyor muydunuz? Bakınız kültürümüzde “koyun ve keçi” yerleşikliği ya da göçebeliği de belli ölçüde belirleyen iki hayvan türü aynı zamanda... Koyun yetiştirenler yani
Türkmenler genelde “yerleşik”, keçi yetiştirenler yani Yörükler genelde “göçebe” ya da yarı göçebedirler. Bu gerçek, büyük göçebe ailelerin isimlerine de yansımıştır. Karakeçililer, Sarıkeçililer gibi… Yine Akkoyunlular ve Karakoyunlular tarihte iki büyük Türk Devleti'ne ad olmuştur.
Türkleri bir coğrafyadan diğerine sürükleyen nedenlerden biri de koyun ve keçilerine otlak bulmak değil midir? Yani Anadolu’yu yurt edinmemizde az da olsa koyun ve keçinin payı vardır. Çünkü koyun ve keçi yetiştiriciliğ Türklerin üretim biçimidir.
Koyun ve keçiyi sevmekte haksız da değildik, çünkü aslına bakarsanız en kaliteli et “kuzu ve oğlak eti"dir, en kaliteli peynirler “keçi sütünden” yapılır, en kaliteli yoğurt “koyun yoğurdudur”. Sağımdan sonra en temiz olan süt yani en az mikrobiyal yüke sahip sütün keçi sütü olduğunu biliyor muydunuz? Keçi sütü yağ moleküllerinin diğer sütlere göre küçük olmasından dolayı daha homojenizedir ve hazmı en kolay süttür. Eğer 12 aylıktan büyük bebeklere/çocuklara süt vermek gerekiyorsa keçi sütü önerilir. Anne sütüne en yakın süt keçi sütüdür.
Koyun ve keçi ürünlerinin sağlığa faydası ile ilgili bir örnek daha vereyim. Konjuge Linoleik Asit (CLA) isimli yağ asidi üzerine yapılan bilimsel çalışmalarda bunun sağlığa yararları ile ilgili önemli bulgulara ulaşılmıştır. Koyun ve keçiler genelde merada beslendikleri için etlerinde bu yağ asidi (CLA) çok daha fazla bulunur. Bu yağ asidi doymuş yağlarda bulunan miristik asit, palmitik asit ve laurik asit gibi damar tıkamaz, tam tersi "damar açıcı" özelliğe sahiptir. Bir daha söyleyelim bu çok özel “yağ asidi” özellikle merada otlayan hayvanlarda yani koyun ve keçi etinde bulunur.
"Koyun yapağısı ve keçi kılı" gerek sentetik lif gerekse bitkisel liflerle kıyaslanmayacak kadar kalitelidir. Bunların günlük yaşamımızda çok daha fazla kullanılması gerekir. Sağlıklı yaşama inanılmaz katkı yapar. Hiçbir sentetik lif bunların kalitesine ulaşamaz. Örneğin, Ankara yüzlerce yıl atalarımızın Orta Asya’dan getirdiği Tiftik (Ankara) Keçisinden üretilen tiftik ile yapılan ve sof adı verilen kumaşları üretip bütün dünyaya pazarlamıştır. Ankara’da bir dönem (16-19 yüzyıl) her ev aynı zamanda SOF üretim atölyesiydi. Bir anlamda keçi yetiştiriciliği sanayileşmiştir.
Koyun ve keçi kılı binlerce yıl Türk ulusuna “Yurt” olmuştur. Otağ’ın (Türk Çadırı) bir adının da “yurt” olduğunu biliyor muydunuz? Hayran olduğum Selçuklu mimarisinin esin kaynağı da bu yurttur. Örneğin Türk mimarisinde kümbet, kervansaray hatta camilere bakın aslında görünümünü otağdan (yurt) aldıklarını görürsünüz.
Fakat maalesef bu iki tür (koyun ve keçi), sığır ve tavuk lobisi (ki gülmeyin böyle bir lobi var, bu yazının konusu olmadığı için ayrıntıya girmiyorum) tarafından resmen olumsuz propagandaya uğrayarak ürünlerinin yine olumsuz reklamı yapılmıştır. Meraların azalması, köyden kente göç ve bu iki türün ürünlerinin olumsuz reklamı nedeniyle ülkemizde son yıllara kadar sayıları ciddi oranda azalmıştı. Koyun ve keçi köyü ve köylülüğü aşağılamanın aparatı yapılmıştı. Bu söylem köyden kente göçü de teşvik etti. Köyler boşaldı. Üretim azaldı. Kentler ölçüsüz ve düzensiz büyüdü.