beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort bayan escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Bugun...


Av. Emine Gül Yıldırım

facebook-paylas
12 Kızgın Adam; Her zaman E=MC değildir
Tarih: 15-12-2024 16:45:00 Güncelleme: 23-12-2024 14:34:00


 

12 Kızgın Adam filmi Reginald Rose'un aynı isimli oyunundan uyarlanmış olup Sidney Lumet tarafından yönetilmiş ve yönetmenin ilk uzun metraj denemesi olan bir drama filmidir.

Filmde karakterler üzerinden 1957 Amerika 'sının sosyolojik ,psikolojik gerçeklerini gözlemlemek mümkün. Film dev bütçeli filmlerin aksine tek bir odada 12 jüri üyesinin etrafında gerçekleşmekte. Filmin konusu ise şehrin banliyölerinde yaşayan bir gencin babasının cinayetinde şüpheli sıfatıyla bulunması sürecidir.

Filmin giriş sahnesi Anglo Sakson Hukuku (Common Law) ülkelerinde görülen sisteme dair bir sahnedir. Bu sistemde jüri soruşturmanın iddianame hazırlanması aşamasına geçip geçmeyeceğine ,şüphelinin tutuklu yargılanıp yargılanmayacağına karar verir. Bu jüri iddia makamının elindeki delillerin bir yargılama başlatmak için yeterli olup olmadığına bakar. Yargıç bu sahnede jüriye bu bilgiyi hatırlatır ve işin önemine vurgu yapar. Ayrıca oylamanın oy çokluğuyla değil ancak oy birliğiyle alınabileceğini hatırlatır. Ardından jüri gizli olarak karar alacağı odaya geçer ve film burada başlar. Şüpheli çocuk daha önceden de sabıkası olan biridir ve şehrin suç oranının yüksek olduğu bölgede yaşamaktadır. Ayrıca cinayete tanıklık eden iki komşu genci suçlar nitelikte ifade vermiştir. Hal böyle iken tüm oklar genci işaret etmektedir. Jüri seri bir şekilde odaya girer, kapı kilitlenir ve oylamaya geçilir. Tüm üyeler gencin suçlu olduğu yönde oy kullanır; sekiz numaralı jüri hariç.

Henry Fonda'nın canlandırdığı sekiz numaralı jüri, milyonda bir ihtimal dahi olsa her ihtimalin değerlendirilmesi gerektiğini dile getirir. Sekiz numaralı jüri bu tavrıyla tüm jüriyi karşısına almış; sürü psikolojisinden sıyrılmış, ön kabullerden arınmış, akılcı düşünen ve her olasılığın değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan bir tavır içerisine girmiştir. "Tüm uyuyanları uyandırmaya bir uyanık yeter" benzeri bir durum çıkar ortaya...

Herkesin tadı kaçmıştır. Jüri adeta toplumun bütününden bir kesittir."Aman rahatım bozulmasın"cılar, hiç bir fikri olmayıp da sadece çoğunluğun peşine takılıp gidenler, özel hayatlarında yaşadığı kişisel meselelerin hıncıyla hareket edenler, toplumun bir kesimine karşı ön yargı besleyenler, hiç bir şeyin ciddiyetinde olmayanlar çoğunlukta ise ön yargıların mantıklı düşünme yetilerini sakatladığı tiplerdir.

Sekiz numaralı jüri "hiç bir şey bu kadar kesin değildir" diyerek önce tüm verilerin tek tek sağlamasını yapar. Tanıkların yaşı, sağlık durumları, cinsiyetleri, sosyo ekonomik durumları, ruh ve duygu durumları ekseninde tanık delillerini tekrar ele alır. Tanıkların ifadelerindeki mantık hatalarını bulur, yeniden ölçme ve değerlendirme yapar. Bıçağın saplanma açısından, bıçağın şekline, kullanım alanına varıncaya değin her türlü doneyi birlikte ele alır. Bu muhakemeyi yaparken matematik ve fizik de kullanır. Bu noktaya gelmeden önce ilk yaptığı ise aklı ve mantığı devre dışı bırakan ön yargı filtresinden arınmasıdır. Bu süreçte çok tepki alır, baskıya uğrar ama her şeye rağmen herkesi karşısına alır ve olumlu ya da olumsuz bir ön kabule kapılmadan gerçek bir muhakemenin nasıl yapılacağını izlettirir.

Film bize en mutlak doğrunun bile sorgulanabilir olduğunu, en sabit denklemin bile sağlamasının yapılması gerektiğini ifade eder. Ve ön yargılı, peşin hükümlü bir zihnin vicdan ve insaniyet içermeyen bir aklın tek başına pek de bir anlam ifade etmeyeceğini ustaca izah eder. Filmde adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi, makul şüphe gibi hukuki kavramları görsek de bu kavramlar neticesinde başkaca toplumsal mesajlar verilmiştir.

Öncelikle ön yargılarımızın bizi nasıl sabote edip sağlıklı kararlar almamızı engellediğini gözler önüne serer. Ayrıca ön yargılarımızın nasıl birilerinin infazına yol açtığını ve toplumsal vicdanın iyileştirici gücünün ne denli büyük olduğunu... Bir düşünceye ya da bir kesime fazlaca tutkuyla bağlı olmak ya da sebepsiz nefret etmenin zihnimizi nasıl gölgelediğini gözler önüne serer.

Henry Fonda, sekizinci jüri olarak tek başına tüm topluluğu karşısına alan tepki çeken baskıya uğrayan bir adamın tüm olayların seyrini nasıl değiştirdiğini bize göstermiştir. Bu yolda elinde sadece iki şey vardır cesareti ve ümit var oluşu. Baskılara karşı yılmadan mücadele etmesi. Film tek bir odada 12 adamın etrafında geçmesine rağmen hem yönetmenin marifeti hem de canlı oyunculuklarla baştan sona dikkatle heyecanla izlettiriyor. Bu yönüyle de bir klasik olmayı gerçek anlamda hak eden bir film.



Bu yazı 1269 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


HABER ARA
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
YUKARI